Empati, bir insanın kendisini başka birinin yerine koyarak onun duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışmasıdır. Ancak empati, yalnızca karşı tarafın ne hissettiğini tahmin etmekten ibaret değildir; onun yaşadıklarını küçümsemeden dinlemeyi, farklı bir bakış açısını kabul etmeyi ve kendi düşüncelerimizden bağımsız olarak onun duygularına alan açmayı da gerektirir. İnsan ilişkilerinde yaşanan pek çok kırgınlığın temelinde, sevgisizlikten çok bu anlama çabasının eksikliği bulunur. Çünkü insanlar her zaman aynı düşünmek, aynı hissetmek veya aynı kararları vermek zorunda değildir. Asıl mesele, birbirinden farklı iki insanın bu farklılıkları anlayışla karşılayıp karşılayamamasıdır. Nitekim 2024 yılında yayımlanan bir meta-analiz, duygusal yeterlilik ile hem romantik ilişkilerin hem de arkadaşlık gibi romantik olmayan ilişkilerin kalitesi arasında anlamlı bir ilişki bulunduğunu ortaya koymuştur.
Empati eksikliği, çoğu zaman büyük tartışmalarla değil, gündelik hayatın küçük anlarıyla kendisini gösterir. Bir insan derdini anlatırken sözünün kesilmesi, yaşadığı üzüntünün önemsiz görülmesi, sevincinin paylaşılmaması veya kendisini savunmak zorunda bırakılması, zamanla ilişkide duygusal bir mesafe yaratabilir. Örneğin bir arkadaşınız iş yerinde yaşadığı bir haksızlığı anlattığında, onun ne hissettiğini anlamaya çalışmak yerine hemen “Sen de fazla alıngansın.” demek, sorunu çözmekten çok kişinin duygularını geçersiz kılar. Benzer biçimde, bir insanın başarısını anlatırken karşısındakinin konuyu kendisine çevirmesi, sevinci paylaşmak yerine rekabete girmesi de empati eksikliğinin bir göstergesi olabilir. Buradaki sorun, insanların her zaman doğru tepkiyi verememesi değildir; asıl sorun, karşısındaki insanın duygularını anlamaya yönelik çabanın sürekli olarak eksik kalmasıdır.
Arkadaşlık ve dostluk ilişkilerinde empati
Dostluk, yalnızca birlikte güzel zaman geçirmekten veya ortak ilgi alanlarına sahip olmaktan ibaret değildir. Gerçek dostluk, insanın kendisini savunmaya ihtiyaç duymadan anlatabildiği, zor zamanlarında yargılanma korkusu yaşamadan destek görebildiği bir ilişki biçimidir. Bir arkadaşınızın yalnızca kendi sorunları olduğunda sizi araması, sizin yaşadıklarınızı dinlememesi, ihtiyaç duyduğunuzda ortadan kaybolması veya hislerinizi sürekli küçümsemesi, ilişkinin karşılıklılığını zedeleyebilir. Elbette her insanın yoğun olduğu, yorgun düştüğü ve başkasına destek vermekte zorlandığı dönemler vardır. Tek bir davranıştan hareketle bir insanı empati yoksunu olarak nitelendirmek doğru değildir. Ancak bu davranışlar süreklilik kazanıyor ve ilişki daima bir tarafın ihtiyaçları çevresinde şekilleniyorsa ortada düşünülmesi gereken bir sorun vardır.
Dostluklarda empati, yalnızca üzüntüyü paylaşmakla da sınırlı değildir. Bazen bir insanın başarısını kıskanmadan kutlayabilmek, mutluluğuna içtenlikle ortak olabilmek ve kendi hayatımızla karşılaştırma yapmadan onun sevincini paylaşabilmek de empati gerektirir. Çünkü başkasının mutluluğuna alan açmak, onun duygularını kendi egomuzun gerisinde bırakabilmek demektir. Amerikan Psikoloji Derneğinin arkadaşlık tanımında da karşılıklı ihtiyaç ve ilgilere önem verilmesi, arkadaşlığın temel özelliklerinden biri olarak vurgulanır. Gerçek dostluk, her an aynı fikirde olmak değil; anlaşmazlık yaşandığında bile birbirinin insanlığını ve duygularını gözetebilmektir.
Romantik ilişkilerde empati eksikliği, çoğu zaman sevginin varlığı ile sevginin hissedilmesi arasındaki farkı ortaya çıkarır. Bir insan partnerini sevdiğini söyleyebilir; ancak onun ihtiyaçlarını dinlemiyor, kırgınlıklarını önemsemiyor veya her tartışmada yalnızca kendi haklılığını kanıtlamaya çalışıyorsa karşı taraf kendisini ilişkide yalnız hissedebilir. Çünkü sevgi, yalnızca bir duygu değil, aynı zamanda karşıdaki insanın iç dünyasına gösterilen ilgi ve özenle de ilgilidir. Partnerinin neden üzüldüğünü anlamaya çalışmak, bir tartışmada hemen savunmaya geçmek yerine onu dinlemek ve kendi davranışlarının onda nasıl bir etki bıraktığını düşünebilmek, sağlıklı bir ilişkinin önemli parçalarıdır. Araştırmalar da empati ile romantik ilişki kalitesi arasında bağlantı bulunduğunu göstermektedir.
Empati eksikliğinin en yıpratıcı biçimlerinden biri, bir kişinin sürekli olarak kendisini açıklamak zorunda kalmasıdır. “Bunu neden yaptığını anlamıyorum.”, “Her şeyi büyütüyorsun.”, “Benim de sorunlarım var.” veya “Sen yanlış anladın.” gibi cümleler, bazı durumlarda sıradan bir savunma tepkisi olabilir. Ancak her kırgınlığın bu şekilde karşılanması, kişinin kendi duygularından şüphe etmesine ve zamanla konuşmaktan vazgeçmesine yol açabilir. Böylece ilişki dışarıdan devam ediyor görünse bile duygusal yakınlık giderek azalır. 2024 yılında yayımlanan bir araştırmada, insanların yakın ilişkilerinde duygularını paylaşma isteğinin, karşı tarafın kendilerini doğru anladığını ve anlamak için çaba gösterdiğini hissetmeleriyle ilişkili olduğu belirlenmiştir.
Buradan çıkarılabilecek önemli sonuç şudur: İnsanlar yalnızca sevilmek değil, anlaşıldıklarını da hissetmek isterler.
Empati eksikliği neden ortaya çıkar?
Empati eksikliğinin tek bir nedeni yoktur. Bazı insanlar çocukluklarında duygularını ifade etmeyi öğrenememiş, bazıları başkalarının ihtiyaçlarını anlamak yerine kendi ihtiyaçlarını öncelemeye alışmış olabilir. Bazıları ise eleştirilmeyi bir tehdit olarak algıladığından, karşısındaki insanın üzüntüsünü dinlemek yerine kendisini savunmaya yönelir. Kimi zaman yoğun stres, yorgunluk ve kişisel sorunlar da kişinin başkalarının duygularına dikkat ayırmasını zorlaştırabilir. Bu nedenle her empati eksikliğini kötü niyet, bencillik veya sevgisizlik olarak yorumlamak doğru değildir. Önemli olan, kişinin kendi davranışlarının farkına varıp varmadığı ve karşısındaki insanın yaşadığı kırgınlığı anlamak için çaba gösterip göstermediğidir.
Burada anlamamak ile anlamak istememek arasındaki ayrımı da gözden kaçırmamak gerekir. İnsanlar birbirlerinin duygularını her zaman doğru okuyamayabilir; empati, kusursuz bir sezgi yeteneği değildir. Ancak bir insan karşısındakini anlamadığını fark ettiğinde soru sorabilir, dinleyebilir ve yanlış anladığında kendisini düzeltebilir. Buna karşılık, aynı incitici davranış tekrar tekrar dile getirildiği hâlde hiçbir değişim yaşanmıyorsa mesele yalnızca iletişim becerisi olmayabilir. Bir ilişkinin sağlıklı biçimde devam edebilmesi için iki tarafın da sorumluluk alması gerekir.
Empati eksikliği karşısında ne yapılabilir?
Empatiyi geliştirmek, öncelikle karşı tarafı hemen yargılama ve savunmaya geçme alışkanlığını azaltmakla başlar. Bir insanın anlattıklarını dinlerken hemen çözüm önermek yerine “Bu durum seni gerçekten üzmüş olmalı.” veya “Seni en çok hangi kısmı kırdı?” diye sormak, onun duygularını anlamaya yönelik bir adım olabilir. Aynı zamanda kendi ihtiyaçlarımızı da açıkça ifade etmeliyiz. “Beni hiç anlamıyorsun.” demek yerine “Bir sorunumu anlattığımda hemen çözüm önermek yerine önce beni dinlemeni istiyorum.” demek, karşı tarafa neye ihtiyaç duyduğumuzu daha anlaşılır biçimde gösterir.
Bununla birlikte empati, her davranışı kabul etmek, her durumda alttan almak veya kendi ihtiyaçlarından vazgeçmek anlamına gelmez. Bir insanın neden kırıcı davrandığını anlamak, onun kırıcı davranışlarını onaylamayı gerektirmez. Anlayış göstermek ile sınır koymak birbirinin karşıtı değildir. Sürekli küçümsendiğimiz, duygularımızın yok sayıldığı veya yalnızca karşı tarafın ihtiyaçlarına göre yaşamak zorunda bırakıldığımız ilişkilerde sınırlarımızı korumamız gerekir. Sağlıklı bir ilişki, bir kişinin diğerini sürekli idare etmesiyle değil, her iki tarafın da birbirini anlamaya ve davranışlarını gerektiğinde değiştirmeye istekli olmasıyla gelişir.
Sonuç: İlişkileri ayakta tutan, haklı olmak değil anlayabilmektir
Arkadaşlıkta, dostlukta ve sevgili ilişkisinde empati eksikliği, insanları her zaman bir anda birbirinden uzaklaştırmaz. Bazen biriken küçük kırgınlıklar, karşılıksız kalan destek beklentileri ve tekrar tekrar anlatılmak zorunda kalınan duygular, araya görünmez bir mesafe koyar. İnsan bir süre sonra kendisini anlatmaktan vazgeçer; çünkü anlaşılmayacağını düşünmeye başlar. Oysa bir ilişkinin en değerli taraflarından biri, insanın bütün düşüncelerinin onaylanması değil, düşünceleri ve duyguları farklı olsa bile karşısındaki kişi tarafından ciddiye alınmasıdır.
Belki de ilişkilerde kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur: Karşımdaki insanı gerçekten anlamaya mı çalışıyorum, yoksa yalnızca kendi haklılığımı ona kabul ettirmeye mi? Çünkü empati, her anlaşmazlığı ortadan kaldırmaz; fakat anlaşmazlığın iki insan arasında bir savaşa dönüşmesini engelleyebilir. Gerçek yakınlık, iki insanın birbirine benzemesinde değil, farklılıklarına rağmen birbirlerini anlamaya istekli olmalarında saklıdır. Bazen bir dostluğu kurtaran içten bir dinleyiş, bazen bir sevgiliyi yeniden yakınlaştıran samimi bir özür, bazen de bir ilişkiyi sağlıklı biçimde sonlandırmayı mümkün kılan şey, karşılıklı anlayışın varlığı ya da yokluğudur.
Kaynakça
1. Van Le, J. D. ve Reis, H. T. (2024). Supporting the willingness to express emotions in relationships: The role of perceived empathic effort and interpersonal accuracy. Emotion, 24(5), 1338–1342.
2. The role of emotional competence in romantic and non-romantic relationships: A meta-analysis. (2024). Personality and Individual Differences, 230, 112813.
3. Ulloa, E. C., Hammett, J. F., Meda, N. A. ve Rubalcava, S. (2017). Empathy and Romantic Relationship Quality among Cohabitating Couples: An Actor-Partner Interdependence Model. The Family Journal, 25(3), 208–214.
4. American Psychological Association. Friendship.