Tenis denildiğinde akla genellikle büyük şampiyonluklar, kıran kırana mücadeleler ve unutulmaz finaller gelir. Ancak bu sporun tarihinde öyle bir isim vardır ki, kazandığı kupalardan çok kortlara taşıdığı neşe, yaratıcılık ve özgür ruhuyla hafızalara kazınmıştır: Mansour Bahrami.
1946 yılında İran'da dünyaya gelen Bahrami'nin hikâyesi sıradan bir sporcu hikâyesi değildir. Çocukluk yıllarında tenis kortlarında top toplayıcılık yaparken raketi eline alan Bahrami, kısa sürede yeteneğini ortaya koydu. Ancak ülkesindeki siyasi gelişmeler nedeniyle uzun yıllar profesyonel tenis oynama fırsatı bulamadı. Pek çok kişinin pes edeceği şartlarda o, tenis sevgisinden hiç vazgeçmedi.
Mansour Bahrami'yi özel kılan şey yalnızca tenis becerisi değildir. Onu izleyenler, raketiyle adeta bir sihirbaz gibi oynadığını görür. Sırtı dönük yaptığı vuruşlar, raketin sapıyla attığı servisler, beklenmedik hareketleri ve sürekli yüzlerde tebessüm oluşturan şovları sayesinde tenis kortlarını bir eğlence sahnesine dönüştürmüştür. Onun maçlarında seyirciler yalnızca tenis izlemez; aynı zamanda kahkahalarla dolu unutulmaz bir gösteriye tanıklık eder.
Bahrami'nin en etkileyici yönlerinden biri ise hayat karşısındaki duruşudur. Karşılaştığı zorluklara rağmen neşesini kaybetmemiş, spora olan tutkusunu her zaman korumuş ve bunu milyonlarca insanla paylaşmayı başarmıştır. Bu nedenle o, sadece bir tenisçi değil; azmin, iyimserliğin ve yaşam sevincinin de sembolü haline gelmiştir.
Bugün dünyanın dört bir yanında düzenlenen gösteri maçlarında hâlâ büyük ilgi gören Mansour Bahrami, tenisin yalnızca rekabetten ibaret olmadığını hatırlatıyor. Bazen bir sporcu, kazandığı şampiyonluklardan çok insanlara yaşattığı mutlulukla hatırlanır. Mansour Bahrami de tam olarak böyle bir isimdir: Tenisin neşesi, kortların en büyük sanatçılarından biri.